Seneeeee… Yok, seneyi yazmayım. Şimdi yaşı tutmayan arkadaşlara kötü örnek olmak istemem. Zira az sonra yazacaklarım yengenizi ararken başımdan geçen ilk -kibarca- cinsel münasebet…
Ne çok sıcak ne de çok soğuk bir sonbahar öğleniydi. Her insan evladı gibi –özellikle öğrenci- biz de kışa girerken görülen “bu güzel havayı değerlendirelim” diyerek okulu ektik. Okulda yeteri kadar kız kestiğimiz için bir değişiklik yapıp okul dışında kız keselim dedik. Yerleşkesi Bornova’nın dışında olan okulumuzdan Bornova merkeze kadar otostop çekelim derken bir arkadaş “yürüyelim oğlum hem sohbet ederiz.” Dedi ve başladık maceramıza.
Yüzü ergen sivilcesiyle dolu 5 erkeğin yol boyunca yapacağı muhabbet tabi ki yine kızlardı. O zamanlar da bizim sınıftan hoşlandığım bir kız vardı. Kızla aramız çok iyiydi. Ortamlarımız ayrı olsa da kızla çok yakın arkadaştık diyebilirim. Gelir benimle sohbet eder, dertleşir, benim sorunlarıma çare bulmaya çalışır hatta bana kız arkadaş yapmak için çabalardı. Ben ise ondan hoşlandığım için kız bulma çabası hariç her şeyine “he canım haklısın canım” diye cevap veriyordum. Ama kendisi o kadar uzaktı ki anlatamam… Yani ben öğle arası yemeğine para biriktirirken sevgilisi onu arabayla okula bırakıp kız “aaaa Tonguç çok güzel bi’ çantaaa” dediğinde cebindeki “bozuk parayla” anında çantayı kızın koluna takıyordu. İşte kız bana bu kadar çok uzaktı canım kardeşlerim. Aranızda “ya Kamil Abi paranın ne önemi var? Mühim olan insanlık…” diyen varsa bulunduğu sayfanın sağ üst köşesindeki çarpıya basması yeterli olacaktır.
Her neyse… Biz yine okuldaki kızlardan konuşurken çok da sevdiğim arkadaşım Muhittin birden lafı benim hatuna getirdi. Kızın zengin erkek sevgilisinden başlayıp “kaşar”lığıyla devam ederek şuanda burada dile getiremediğim şeyinden çıktı. Muhittin hızını alamayıp zamanında hatununla arasında bi’ yakınlaşma olduğunu sevişemese de “ellediğini”, “yediğini” anlattı. Muhittin terbiyesizleştikçe kan beynime fırlıyor ve ağzına ağzına vurasım geliyordu. Tam Bornova merkeze giden o meşhur ağaçlı yolu yarılamıştık ki Muhittin’in “oğlum kızın bende gönlü var ama ben bu saatten sonra ne yapayım onu? Ahı gitmiş vahı kalmış.” demesiyle sinirden titreyip yumruğumu sıkarak “abi ben okulda bi şey unuttum siz gidin ben gelirim” demem bir oldu. “Kamil nereye? Etme, yapma” demelerine aldırmadan sinirle okula geri döndüm.
Bir sinirle okula dönüp muhteşem bir ekişi kaçırmıştım ama ne göreyim? Ders boştu ve herkes dışarıda geziyordu. “Lan Kamil nöbetçi hoca yoklama aldı. Mal gibi yok yazıldın oğlum” diyen bir arkadaşa boş gözlerle bakıp sınıfa doğru ilerledim. İçeri girdiğimde sınıfta ders çalışan birkaç inekle benim hatunun (benim hatun da ne yalan bir sıfat oldu) sıralarında oturduğunu gördüm. Hatunun canı sıkkındı. Gittim yanına oturdum. Kız muhabbetlerini bilirsiniz dostlar. Başladı mı saatlerce sürer. O yüzden kısa kesiyorum. Bunun zengin “aşkito”su kıçına tekmeyi basmış. Ben tabi içten içe sevinirken kıza da “ah canım vah canım üzme tatlı canını” diye tavsiyelerde bulunuyor ve ortamdaki bütün bonusları topluyordum. Eğer ki bir kızı –hele hele üzgün bir kızı- en azından dinliyor gibi yapıp yalandan da olsa tavsiyelerde bulunuyorsanız “belinize kuvvet” dostlar. Elinizden geleni ardınıza koymayın derim.
Neyse… Okul çıkışında kızı alacak kimse olmadığından ve morali bozuk olduğundan kız izlediği aşk filmlerindeki “aşk acısı yaşama tripleri”ne girip ağaçlı yolda yürüyerek eve gitmeyi tercih etti. A dostlar sorarım size; bu kanı kaynayan Kamil abiniz durur mu? Ben de verdim kendimi yollara. Kıza yetişmek için adımlarımı sıklaştırdım. Tam yanına geldiğimde biraz kurnaz, biraz utangaçça “pişt” dedim ama sesim o heyecanla yoldan geçen arabaların sesinde kaybolup gitti. Bu sefer omzuna dokunayım. Hem böylesi daha samimi olur diyip kızın narin omzuna parmaklarımın ucuyla nazik bir dokunuş yapayım derken sen ayarı kaçır ufacık dokunuş kendini kaybetsin kızı ürkütsün kız da bas çığlığı… Allah’tan dönüp beni görünce ters bir tepki vermedi. Yoksa o an tüm olayımız biterdi. Neden yürüdüğünü, bu konuya çok takılmamasını, daha genç olduğunu, önünde birçok fırsat olduğunu kızın güzelliğini de laflara katarak teselli verdim. Zaten adam yaşlıydı, çok havalıydı diye koskoca adama da b.k atmadan durmadım. Kız rahatlamıştı ve konuyu kendisi kapattı. Laf döndü dolaştı ailesinin Çeşme’ye gitmesine kadar geldi. Ben tam “bana ne lan bunlardan” derken hayatımın –o zamanki kısa hayatımın- en büyük teklifi geldi. “Ya bize gelsene oturur film izleriz. Zaten canım sıkkın atmam lazım bu sıkıntıyı.” dedi ve ben tabi ki hemen “oluuuurrr” dedim. Ama size bir tavsiye; bu “olur”u aç bir kurt gibi değil de “ya aslında ben de alemlere akacaktım ama şimdi seni bu durumda bırakmak da bana yakışmaz. Malum anlayışlı ve seni dinlemeyi seven bir erkeğim. Tam da o heyecanla okuduğun ergen kız dergilerinde okudukların gibi.” tarzında bir “olur” olmalı.
Evlerine gittik. Film izledik, yedik, içtik (kola içtik tabi ki) güldük, eğlendik derken ben hatuna “ya bak ne güzel eğlendik. Aslında daha çok takılsak arkadaşlarla falan (arkadaşlarla kısmı korkutmamak için söylenir). Bak ne güzel eğlendik yani çok uzak kalıyoruz. En fazla telefonda yakınız yani” dedim. Kızdan “evet haklısın ya artık her akşam toplanıp eğlenelim” şeklinde bir tepki beklerken kız susup öylece baktı… Beklediğim tepki gelmeyince haliyle ben de sustum. Şimdi yemek yediğimiz masada oturmuş birbirimize bakarak sinir bozucu bir sessizliğin içinde duruyorduk. Kız elindeki kola kutusunu bırakmadan bana eliyle oturmam gereken yeri gösterdi "git git" der gibi. Üzerimdeki gerginlikle sesimi çıkarmadan masadan kalkıp ve gösterilen yere oturdum. Kız elindeki kola kutusunu güzel bir şarkıya eşlik eder gibi keyifli bir şekilde sallayarak koltuğun ucuna, yanıma oturdu. “Demek bana en yakın olduğun yer telefon öyle mi?” dedi. “Evet. Sadece orada yakınız ve sen buna rağmen…” “Şşşşşş…” diyerek lafımı kesti ve elindeki kola kutusunu kenara koyup gülümseyerek yaklaştı. “Peki, bu iyi mi?” Nefesim kesildi. Heyecanlanmıştım. Kafamı yana eğip “eh işte” der gibi baktım. Kız biraz daha yaklaştı. “Peki, şimdi_?” Artık gerginliği üzerimden atmış gülümsüyordum. Kız da bana gülümseyip kucağıma oturdu. “Şimdi?” diye sordu. Heyecandan kısılmış sesimle “Bu çok iyi…” dedim. Ve hep hayalini kurduğum dudakları dudaklarıma değdi.
İşte o gün onun için küçük benim için büyük bir adım atılmıştı. Benim ilk deneyimimdi ve gerçekten çok özel bir deneyim olmuştu. Kızın tabi ki ilk değildi ama eminim ki saf duygularla gerçekleşen bu deneyim onun için de ilk ve özeldi… ya da değildi! Sene sonunda yazlığa gidip döndüğünde yazlıktan zengin bir sevgili yapmıştı yine kendine. Çok üzülmüştüm ama bugüne gelmemin temellerini attığım için hala o güne duacıyım.